TENİM Mİ ÇOK ACIDI? YOKSA!!!!!

31.12.2016 tarihinde yayınlandı, 569 kez okundu

Sıcak bir temmuz günü, her zaman ki gibi tatilin iptal olabileceği, tüm aksiliklerin başına gelebileceği düşüncesi içindeydi.

 

Merdivenlerden, çok sıcak bir karşılanma ile arabaya bindi, yolculuk, Avşa’ya. Evden mi beynindeki düşüncelerden mi kaçıyordu, henüz bilmiyordu, gözlerinde kendine acımanın verdiği perde ile gerçek hayatı ıskalıyarak geçen, bir ömür mü? Düşünüyordu, ya da hırsları ve egoları yüzünden, kendince var olma, önemli olma savaşını yitirdiği hayata, bir son noktayı koymaya mı gidiyorudu.

 

Feribota binerken, çok sevdiği çocuklardan biri ile karşılaştı, dünyası bir an olsun, güvenle  aydınlandı mI? Hiç öyle olmadı.  Bir anlık yanılsama ile beyninde  bir sonraki soru,  aydınlanma son bulmuştu.  İçeri gireceğim, bavulumu nasıl koyacağım, soru yağmuru. Nihayet içerdeydi, feribot geniş bir uçak gibi, su da mavi denizde dersem, çok yükseklerde sadece bulut çok, köpüğünü yanına almayı unutmuş bir uçak gibi…

 

Koltuğunu özellikle aynı numaralı koltuğuna oturdu, kontrolcü kimliği onu hiç yalnız bırakmıyordu. Etrafına bakıyordu, tek tek insanları inceliyor, kişiliklerini anlar mıyım diye çaba sarf ediyordu, anlasa ne olurdu ki, tehlike içinde olduğu duygusu nasıl yerleşmişti hayatına?

 

Nihayet yolun sonu göründü, feribot önce Marmara adasına uğradı, geçmişteki, Manastır koyunda üç kız arkadaşıyla geçirdiği tatil aklına geldi, kansere yenik düşen, esmer güzeli Gülden, neden onu çok az hatırlıyordu, onun egosu kendisinden hep daha yüksekti ondan mı? Bir gün hastalıklarımızın bizi ne kadar yorduğunu tartışırken, acılarımız yarıştırılamaz demişti, ben ölüm kalım sen ayakta ne kadar yardımsız adım atacağını düşünüyorsun…

 

Avşa’ya vardığında çok güzel karşılandı, fırtına nedeniyle, bir önceki gurup İstanbul’a dönememişti, odalara yerleştiler, dünya iyisi bir kardeş daha odama düştü, deliliği ile dünyaya boş vermiş çapkın ama anaç bir güze anne daha diye düşündü.

 

 Kaldıkları odanın giriş kapısına derme çatma, Pazar sandıklarından rampa yapmışlar girişe yerleştirmişler. Tuvalet bir metre kare,  akülü sandalye ile kapısına kadar gidiyorsun,  içeriye ayağa kalkıp girmek zorunda, ya ayağa kalkamayan, tabi unutmuştu, tüm dünya tek tip engelli.

 

Denizi çok özlediğinden;  giyindi denize gitti. Eğimi  yüksek bir rampa ile kumlara iniyorsun rampanın bittiği yerde,  akülü sandalyeler için, deniz kenarına bir metre kalaya kadar tahta yol, yol bitiyor kala kalıyorsun, güvenlik duygusu gene bitti..

 

Sağında solunda onu kucaklayıp deniz kenarına indirecek, kollar aramaya başladı. Genç güçlü, tenine, ruhuna beynine iz bırakmayacak, eller kucaklar arıyordu,  işte iki delikanlı, ona doğru yaklaşıyorlar mı, hayır,  her zaman ki gibi kendisi seçip çağırdı gençleri. Oyuncak bulmuş çocuklar gibi, ellerini boyunlarında geçirdi, onların elleri bacaklarında, artık cinsiyetsizsin, utanmayı unut, seni tutup sadece kumlara bırakacaklar.

 

Başını yavaşça kaldırdı sıcak bir gülümsemeyle teşekkür etti, onların bedenlerine ne kadar zarar verdiğini düşündü. Zafer, denizdeyim dedi bir an, başı yere eğik, keşke ellerini öpebilsem de minnetimi ifade edebilsem,  sürünerek suya girdi, uzaklara çok uzaklara yüzdü, yüzerken kendimi sulara bıraksam, çıkmasam ne olurdu..

 

Su benim, suda ben zafer kazanıyorum su tenimi yüreğimi incitmiyor, diye bağırmak geldi içinden kıyıya yaklaşırken, suyun içinde dışarı çıkmak için yardım istedi. İlk gün kumlara kendini çizdirmemek için uğraştı, oysa sürünmek çok daha az incitici. Saatlerce güneş altında tenini yaktı, geride kalan güzelliğimi bekleyen kimse kalmadı yan yanabildiğin kadar, gözyaşlarımı sıkı tutuyorum sizde gözlerimi yakın…

 

Odaya dönüş zamanı gene güçlü yakışıklı gençler seni kaldırıyor, onlar alışmış birilerini kaldırmaya, duygularını, arzularını, öfkelerini belki de küfürlerini kilitleyerek dişlerinin arasına, birer heykel gibi, hazirandan eylül sonuna kadar, ücretsiz bir duanın bu emek karşısında yetersizliğini bilerek, bu gönüllü görevi kabul etmişler. Avşa belediye başkanı nerde, nerde meclis üyeleri…

 

Rampayı çıkıp odaya dönüyor, banyoya giriyor, duş alacağı, klozete oturdu, biraz uzağındaki duş başlığını aldı sabunlandın, durulandı, tenimi bir özlediğim sevdiğim birine hazırlar gibi hazırladım, diye düşündü. Belli mi olur akşam deniz kenarında güneş batarken gönlüme bir aşk düşer.

 

Banyodan çıkmak için, elini yandaki duvara paralel değil çapraz konmuş tutunma barına attığı gibi kaydı ve ilk hamlede klozete sertçe geri oturdu,  sol elini; tekrar tutup kalkmak için tutunma demirine  sabitledi, sağ elini oturduğu klozetin kenarına koydu, ayaklarını yere sabitledi, tam kalkacağı anda; ayağı kaydı ayak bileği döndü ve klozetin üstüne serçe geri oturdu.

 

 Yanına cep telefonu almamıştı, bir an kontrolü bırakmıştı, her zaman yalnız yaşadığından cep telefonu yakınında olur, sık düştüğünden. Çaresizce bağırmaya başladı, sesi duyan yok, merak eden yok, gözyaşlarına izin vermedi tuzları ile yaksın, onlarda cezalıydı, neden dikkatli bakmayı unutmuşlardı, yumuşak su, tepemden aşağı dökülürken bir jilet gibi kesmeye başladı tenini, kan içime akıyor, kalbini kızgın kan sularıyla dağlıyordu.

 

Kendini çaresizliğin kollarına bıraktı, onu uyaran dostlarının sesi.( orası sana hiç uygun değil). Gelmeden önce defalarca aramıştı. Durumunu anlatmış, kas hastalığının omurilik felçliler gibi kollarının da güçlü olmadığını, her bir kasın zamanla daha zayıfladığını anlatmaya çalışmıştı.O nedenle gitmeden önce, tuvalete tutunma barı yaptırdığından emindi. O nedenle, odaya ilk girdiğinde  hiç bir şeyi kontrol etmeden, hazırlanmış, denize gitmişti. Denememiş, kontrol etmeden güvenmiş denize gitmişti. Hata yapmıştı,  güvenmişti, kendi kendinin canına yüreğine okudu;  hata yaptın, güvenmek istedin, kolayına geldi, işine geldi. Sorumluların da engelli olması yeterli miydi?  İlk sokağa çıtığında, binlerce farklı engel türü olduğundan bi haberdi.. Ne çabuk unutmuştu, kolayca unutulacağını, engelli denizinde bir nokta olduğunu, bir daha asla unutmayacaktı. 

 

 Güneşte haşlanmış tenine, bir sıcak bir soğuk su tutuyor, tenini bir kanatıp bir tuz basıyordu, aslında aklını bir kanatıp bir tuz basıyordu, çaresizce bekledi, nihayet oda arkadaşı geldi, şaşkın ne yapabileceğini sordu, o da şoka girmişti. Önce kendini sonra Akülü sandalyeyi içeri zorla girdirdi, ayağını onu ayağına dayayarak,  zorla kalkıp sandalyeye oturdu banyodan çıktı.

 

Giyinip, sesinin ağlamaklı tonunu normalleştirerek, kamp sorumlusuna, kendisi de engelli olan, güvendiği insana,  ben gidiyorum dedi, burada kalamam, beni gönder. Kamp sorumlusu şaşırmıştı, kendisini  dinledi, anlamaya çalıştı,  kendince akülü sandalyeyle banyoya girmesi için rampa ve  tutunma barını duvara paralel yaptı, eve yenik dönmemek için iğreti tüm koşullara razı oldu.

 

Sonraki günlerde, masumca, yeniden sevdalanmaya, insana ve hayata, ilk aşka hazırlanmış halini içine gömerek, sahilde dolaştı, dolaşırken karşıdan kendine baktı, ben beni sevmeye,  bana aşık olmayı seçebilir miydim, koca bir hayır, geçmişindeki sevdalar,  kendine yettiği dönemdeydi, bir gülümsemesi çarpardı karşısındakini, şimdi ise;  tüm vücudunda ve hücrelerinde ,tepeden tırnağa acı ve çaresizlik akan birine kim yaklaşabilir ki?

 

Eski günlerini, dostları ile gittiği tatilleri  düşündü, onlarla gezdiği  güzel günleri, Olimpos’a  deniz kenarına, tekne ile yaklaşıp, denize girmeye hazır halde , takı satan delikanlıya yaklaşırken, ayağı tökezleyip,  onun önüne düştüğünde bile bu kadar acı duymamıştı, bir kitap okumuştu, acı bedenlerden uzak durun, yoksa asla mutlu olamazsınız, ben de bir acı beden taşıyordum..

Her şeye rağmen deniz kenarında, sevdiğim yerde;  dostlarım maddi manevi hayat savaşı verirken, ben burada, güneşin ve denizin yanındayım diye düşündü.. Hayattaki tüm zorunluluklarımı, acıyan tenime, kanayan beynime, özlemden kavrulan yüreğime sahip olma için mi? feda ettim diye düşündü, zorunluluk olmadan,  sorumsuzca, asla güvenmeden, kendimi birilerine bırakamadan  yaşıyorum diye düşündü…  SİZ NASIL YAŞIYORSUNUZ?    

G.RESULOĞLU

 


Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum yapan siz olun...
Yorumlarınız, site yönetimi tarafından denetlenip onaylanmaktadır; lakin uygunsuz, hakaret içeren, kişi ve kişileri aşağılayıcı türden olmaları halinde derhal silinecektir. Yorumlarınız başkaları tarafından oylanabilir.

Üye girişi yaparak takma adınızla yorum ekleyebilir, eklediğiniz tüm yorumlara üye panelinizden ulaşabilirsiniz. Ayrıca üye girişi yaparak haber, makale, video, foto galeri içeriklerini favorilerinize ekleyebilir ve tüm favorilerinize üye panelinizden erişebilirsiniz. Not: Üyeler en çok 500 karakter yorum yazabilirken, misafirler en çok 200 karakter yorum yazabilirler!



Yorumcu


E-Posta Adresiniz (Yayınlanmayacak)


Yorumunuz


Güvenlik Kodu
(Büyük-Küçük Harf Duyarlıdır!)
  




Mobil Sitemiz
Ana Sayfa
Hakkımızda
İletişim
Üye Ol
Site Kullanım Koşulları
Haber Manşetleri
Haber Arşivi
Haber Kategorileri
Video Arşivi
Foto Galeri Arşivi
Yazarlar
Yazar Makaleleri
Genel Makaleler
Anketler
Haber RSS
Makale RSS
Video RSS
Foto Galeri RSS
Sitenize Haber Ekleyin
Sitemizde yer alan bilgilerdeki hatalardan, eksikliklerden ya da bu bilgilere dayanılarak yaplan işlemlerden doğacak her türlü maddi/manevi zararlardan ve her ne şekilde olursa olsun üçüncü kişilerin uğrayabileceği her türlü zararlardan dolayı SİTEMİZ sorumlu tutulamaz. Gazetesi.tv.tr Copyright ©2015 Bu site en iyi Chrome, Opera, FF ve IE 10+ web tarayıcılar ile gezilir. Powered by ASPXPLUS